Muzaffer GÜNAY

Tarih: 26.01.2026 10:35

YAZMAK NEDİR? YA DA KİME YAZAR DENİR?

Facebook Twitter Linked-in

 

Önemli olan yazmak değildir. Nedir öyleyse önemli olan?

Yazının konusu ve akıcılığıdır. Ne kadar değerli olursa olsun, en müzmin duygusallığı, yoğun içsel itkileri, psikiyatriye takla attıran çatışkılı davranışları, az, çok dikkate almayan yazının, konunun, hikayenin , makalenin gereken alakayı görmesi beklenmemelidir. 

Türü ne olursa olsun, duygusal yoğunluğu, fikri derinliği ya çok az, ya da hiç olmayan yazı, kitap, makale, hikaye, roman, deneme, oyun, senaryo, sinopsis vb. kalite olarak hayli zayıf ve dahası kof olmaktan azade olamaz. Öte yandan tür kadar, içerik de mühim olsa gerektir. Dahası, ben şahsen, türden ziyade içeriğin öncelikli olduğunu düşünüyorum. Bir eseri okutan, ait olduğu türden ziyade, içeriğidir kanımca. 

Kalem ehli, yazdığı eseri, metni, şiiri, tiyatroyu, baskıya vermeden önce, alanın uzmanları ile görüş alış verişinde bulunmalıdır. Böylece, muhtemel eksiklik ve yanılgılarını fark etme fırsatını elde etmiş olur. Çala-kalem eser, eser olmaktan çok, sıradan bir metindir. 

Ne kadar dikkatli ve tecrübeli olunursa olunsun , insan hata yapmaktan beri olamaz. Neticede insanız ve hata yapmak, gayet olağandır. Bu böyle olmakla beraber, hatalardan kaçınmak, işin temel umdelerinden biridir. 

Neyi, ne şekilde ve nasıl işlediğinin farkında olan kalem sahibi, hata yapma ihtimaline karşı , dikkat ve itinayı elden bırakmaz. Böylece olabildiğince nitelikli bir üretim yapmayı amiyane deyişle garanti etmiş olur. Bu, aynı zamanda okura ve kendisine saygılı olmanın da önemli bir gereği, gerekçesidir öte yandan. 

Yazar, kendisini geliştirmek amacıyla yerli ve yabancı yayınları takip etmeyi ihmal etmemelidir. Nitekim, ünlü yazarlar, bu minvalde hayli titizlik gösterirler. 

Ünlü yazarların en önemli özelliklerinden biri de mükemmel birer gözlemci olmalarıdır. Bir misal: 

Tolstoy, Hacı Murat adlı romanını bitirdikten sonra yeni baştan bir kez daha okumuş ve bir savaş sahnesini yeterince anlatmadığını anlayınca, atıyla fiilen devam eden bir savaşa katıldıktan sonra, yeniden romana yoğunlaşıp noksanları erinmeden tamamlamış ve gönlü rahat bir şekilde basıma göndermiştir. 

Gözlem, bilhassa edebi türlerde ziyadesiyle ehemmiyetlidir. En basit bir noksanlık dahi, sanki devasa bir hata imiş gibi biraz dikkatli okur tarafından fark edilir. El hasıl, gerekli hassasiyet gösterilmeden esere son noktayı koymak, sahibini olmadık sürprizlerle yorabilir.

O nedenle, yazar eserini bitirdikten sonra, hemen baskıya vermek yerine, bir süre bekletmeyi, dahası işin erbabı olan en az iki bilirkişiye okutmalıdır. 

Dil sahanın anahtarıdır. Dili kıt olanın eseri de cılız olur. Bir çok ünlü yazarın devamlı sözlük karıştırdığı biliniyor. Sözlük kullanmadan yazan, tekrara düştüğünün ayırdında olamaz. Kelime hazinesi, yazarın kartvizitidir. Kendini yenilemeyen yazar, patinaja düşen bir araçtan farksızdır. Bazı yazarlar, oldukça üretkendir. Bizde, Ahmet Mithat Efendi (Tanzimat Devri) bu manada müstesna bir kimliktir. Öyle ki, Kadıköy'de bindiği vapur, Eminönü iskelesine demir attığında bir romanın çatkısını zihnen tamamlamış olduğunu kaynaklardan biliyoruz. 

Peyami Safa da üretken romancılardandır. Necip Fazıl Kısakürek, Orhan Kemal de çok yazanlardandır. Macar asıllı Mihail Durumeş'in 500 (beş yüz) kitap yazdığı kayıtlarda geçmektedir. 

Çok kitap yazmak, aynı zamanda çok kaliteli yazar olmayı zorunlu kılmaz elbette. Ama, işin emek boyutu da ıskalanmamalıdır. 

İmam Gazali de çok sayıda eser vermiş büyük bir bilgindir. Öyle ki, Şam Emeviye Camii'nde tam on sene boyunca inzivaya çekilmiş ve muhteşem kitaplar telif etmiştir. 

Batılı bir romancının sadece 11 günde eser yazdığı kayıtlarda geçmektedir. 

İslam tarihinde sırf bir kaç hadisi derlemek için aylarca çöllerde yaya olarak yolculuk yapanlar da vardı. 

İlim insanı olmak, dünyanın en en değerli lakin en zor işlerinden biridir. 

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —